Kapat

Açlık Hissinin Arkasındaki Bilim

Anasayfa
Bilim Açlık Hissinin Arkasındaki Bilim
Bu içeriği değerlendir
[Toplam: 0 oy, Ortalama: 0 puan]

Yemek temini; uyku, su ve barınma ihtiyacı şeklinde temel bir insan ihtiyacıdır. Açlık hissi, hayatta kalmak için vücuda yakıt sağlanmasını hatırlatan evrimsel bir araçtır. Bu “homeostatik açlık” olarak bilinir. Sadece günümüzde yaşayan insanların açlık, kültürel ipuçları, şahsi zevkler ve mükafaat sistemlerinden kaynaklı tek bir açlık türü yoktur ve bu genel hatlarıyla hedonik açlık olarak da bilinir. Bu durumda, gövde kaloriye gereksinim duymasa bile beyin bizlere açlık yaşayabilir. Bu yazıda değişik açlık türlerinin altında yatan mekanizmalar ve ilmi açıklamalar bulunmaktadır.
Homeostatik Açlığın Biyolojik Temeli
Beyin; sıhhatli kalmak, kafi derecede besleyici ve kalorifik yiyecekler tüketmeyi sağlamak için kan ve vücut gıda seviyelerini düzenlemesi icap eder ve daha çok yakıta gereksinim duyulduğunda daha çok yemek tüketilmesi için kişiyi motive eder. Bunu sağlayabilmesi için adeta kompleks bir mekanizmaya haizdir. Bu motivasyon açlık oluştuğunu ve vücudun verdiği sinyalle daha çok beslenme ihtiyacı bulunduğunu bildirir. Açlık kişiyi taciz verir ve bu yüzden beyin lüzumlu gördüğünde kişiyi yiyecek yemeye teşvik etme amacına hizmet eder.
Homeostatik açlığın altında yatan mekanizmaları ortaya çıkarmak için seneler süresince oldukca fazla inceleme yapılmıştır. Şu anda, bilim insanlarının bu mekanizmaların bileşenleri ile alakalı iyi bir fikri vardır, sadece birtakım durumlarda emin işlevleri aleni değildir. Uzun süredir, bilim insanları açlığı antagonistik bir sistem biçiminde, yanal hipotalamusun beslenmeyi teşvik etmek için açlık duygularına niçin bulunduğunu ve ventromedial çekirdeğin doyum duyguları yöntemiyle engelleyici bir etkiye haiz bulunduğunu tespit etmişlerdir.
1990’larda bilim insanları, leptin hormonunun doyum duygularında dirimsel bir rol oynadığını keşfetmişlerdir. O zamandan beri birçok emek verme, beslenmenin kandaki leptin düzeylerini artırma etkisine haiz olduğu hipotezini desteklerken, besin yoksunluğu leptin düzeylerinde bir düşüşe yol açmaktadır. Araştırmalar, leptin reseptörü ya da liganddan mahrum insan ve hayvanların iştahı arttırdığını ve yeme davranışlarını arttırdığını bulmuştur.
Leptin, beslenmenin merkezi sinir sistemi düzenlemesini etkisinde bırakır, bu sebeple leptin reseptörü, janus-kinaz/STAT-3 yolunu aktive edebilen tip 1 sitokin reseptörüdür. Leptin reseptörünün uzun formu, beynin muhtelif yerlerinde bulunabilir, sadece ventral bazal hipotalamusta, bilhassa hipotalamusta bulunan kavisli, ventromedial, dorsomedial ve ventral premammaliyal çekirdeklerde en bol bol bulunur. Leptin bu bölgelerdeki reseptörlere bağlanır ve doyum duygularına neden olan aktiviteyi tetikler. Hem de, leptin aktivitesinin emin fiziksel önemi hemen hemen tam olarak anlaşılamamıştır.
Ghrelin, yemekle düzenlenen ve leptin ile ahenkli çalıştığına inanılan başka bir hormondur. Emek harcamalar, ghrelinin hipotalamus üstünde, bilhassa bol bol ghrelin reseptörünün bulunmuş olduğu ventromedial ve kavisli çekirdeklerde tesir ettiğini göstermiştir. Hem de, bu reseptörler öteki beyin bölgelerinde de bulunmuştur ve beyindeki grelin eyleminin emin mekanizmaları hala belirsizdir. Bunun yanında, grelin’in görevi birkaç emek verme ile vurgulanmıştır. Bilhassa, 2000’li yılların başlarında, bir araştırmacı kadrosu rejimden kilogram alanlarda ve gastrik bypass operasyonu ile kaybedenlerde grelin düzeylerini ölçmüş ve rejim yapanların, yemekten ilkin hormonda zirveleri olan grelin seviyelerini mühim seviyede artırdığını tespit etmiştir.
Ameliyat geçirmiş olanlar ise grelin düzeylerinde düşüş yaşamışlar ve yiyecek öncesi zirveden yoksundurlar. Ek olarak düşük ağırlıklarını koruma hikayesinde daha başarı göstermiş olmuşlardır. Bu, grelin’in açlıkta mühim bir rol…

Kaynak:https://www.bilgiustam.com/aclik-hissinin-arkasindaki-bilim/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VÜCUT KİTLE İNDEKSİ

ft
in
lbs
cm
kg